Türkiye’de her yıl 700 bin yeni konut yapılırsa ne olur?
Türkiye’deki yapıların büyük bir bölümünün kaçak ve depreme dayanıksız olduğu söylemini artık ezberledik. Her fırsatta, her toplantıda sektör temsilcileri bu duruma dikkat çekiyor. Bunun peşinden nüfus artışı ve göç dikkate alınarak yapılan hesaplamalara göre kimilerine göre yıllık 500 bin, kimilerine göre de 700 bin konut ihtiyacı olduğu ifade ediliyor. Doğrudur, özellikle konut stokunun çok olduğu büyük şehirlerde binaların çoğu ya kaçak yapılmış ya da iskanları yok.
Deprem riski açısından ele aldığımızda ise 1998 depremine kadar 3. derecede deprem bölgesi farz edilerek konutların buna göre yapıldığı İstanbul’da depremin ardından bölge 1’inci derecede deprem bölgesi ilan edildi. Buna göre depremden önce yapılan binaların büyük çoğunluğunun depreme karşı büyük bir risk taşıdığı ortada. Zaten yapılan deprem senaryolarına göre de İstanbul olası büyük bir depremde dünyada en fazla hasarın yaşanacağı metropoller arasında başı çekiyor.
Peki, Türkiye’de her yıl 700 bin yeni konut yapılırsa ne olacak? Analizler doğru yapılsa bile çözüm olarak yeni bölgelerde yeni konut yapılması fikri sorunun çözümünü tam sağlayamayacak gibi görünüyor. Çünkü her yıl yeni 700 bin konutun yapılmasıyla hem piyasada fazla sayıda atıl konut olacak hem de satışlarda ve fiyatlarda büyük düşüşler yaşanacak. Eski konutlar da olduğu gibi duracak. Yani bunun kimseye faydası olmayacak. Bu konutları yabancılar alırsa tamam ama diğer taraftan onların konut almaması için de elimizden geleni yapıyoruz.
Arsa fiyatlarının tavan yaptığı ve inşaat maliyetlerini çok fazla yükselttiği ortadayken yasalarla desteklenen uygulamalarla kentleri dönüştürebiliriz. Bu şekilde hem eski konutları yenileyebilir hem de konut ihtiyacını giderebiliriz. Bu gerçeği görmezden gelerek ‘nasıl olsa yılda 700 bin konut ihtiyacı var ve yaptığım tüm konutları satarım’ mantığıyla hareket eden birçok firmanın şu anda sıkıntıda olduğu bilinen bir gerçek.
İnsanlar iyi ya da kötü bir evde oturuyor zaten. Sadece bu insanlara nitelikli bir yaşam alanı sunmak gerekiyor. Kentsel dönüşümde sorunun büyüklüğü ve karmaşıklığı nedeniyle özel sektör bu işe pek sıcak bakmasa da şimdilik belediyeler ve TOKİ eliyle dönüşümler yapılıyor. Ancak dönüşümlerin gerçekleşmesi için mutlak olarak özel sektörün de bu işe dahil edilmesi, gerekli düzenlemelerin yapılması ve teşviklerin verilmesi gerekiyor. Bu şekilde onlar da kentlerin dışından yaptıkları konutlarla maceraya atılmamış olurlar. Zaten İstanbul’da bazı bölgelerde özel firmalar küçük ölçekli dönüşüm projelerine girmeye başladılar.
Ancak kentsel dönüşümlere büyük bir rant olarak bakanların olması Türkiye’de yapılan dönüşümlerin pek amacına hizmet etmeyeceğiyle ilgili kaygıları da gün geçtikçe artırıyor. Bu nedenle sadece fiziksel dönüşümler değil, bölgenin sosyal ve kültürel özelliklerinin de dikkate alınarak, hakkaniyete dayalı bir planlama yapılması büyük önem taşıyor.